GOOGLE

Suchergebnisse

Samstag, 23. März 2013


Öcalan: Bu son değil yeni bir başlangıçtır
AMED  21.03.2013
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın beklenen tarihi mesajı Diyarbakır'daki Newroz kutlamasında Kürtçe ve Türkçe okundu.
Mesaj ilk olarak BDP'li vekil Pervin Bultan tarafından Kürtçe okundu. Ardından Türkçesi Sırrı Sürreya Önder tarafından okundu.
Öcalan'ın mesajı şöyle:
"MAZLUMLARIN ÖZGÜRLÜK NEWROZU KUTLU OLSUN
Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newrozu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına…
Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newrozu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara…
Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına…
Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına ANAlık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun...
Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç'in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes'in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek'le hısım-akrabadır.
Bu büyük medeniyet bu kardeş topluluklar, siyasi baskılarla harici müdahalelerle grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış hakkı, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır.
 Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.
Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor.
Newroz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor.
İçinde doğduğumuz çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu.
Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır.
Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur.
Bugün artık yeni bir Türkiye'ye, yeni bir Ortadoğu'ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar;
Bugün yeni bir dönem başlıyor.
Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.
Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.
Biz, onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakarlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı.
"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun" noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor.
Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.
Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum.
Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır.
Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır.
Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve Kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri,
Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum.
Saygı değer Türkiye halkı;
Bugün kadim Anadolu'yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır.
Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar, red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır.Kapitalist Moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu'nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum.
Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır.Çanakkale'de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yapmışlar, 1920 meclisini birlikte açmışlardır.
Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM'nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır.
Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi'nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum.
Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun, bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı, ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Bu modele yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır.
Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı'nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz.
Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum.
Misak-i Milli'ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti'nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir "Milli Dayanışma ve Barış Konferansı" temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum.
Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan "BİZ" kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle "TEK"e indirgenmiştir. "BİZ" kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır.
Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.
Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.
Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ağaya kalkmak istiyor.
Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir.
Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor.
Batının çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz. Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor kendi varlık değerlerimizle, evrensel yaşam forumlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz.
Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır.
Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere!
Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere!
,Yaşasın Newroz, yaşasın halkların kardeşliği!
İmralı Cezaevi 21 Mart 2013
Abdullah ÖCALAN."


Sonntag, 10. März 2013

Meclis halka kapanacak

MECLİS GÜVENLİK ZİRVESİNDE YASAK ÇIKTI
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, parti grup başkan vekilleriyle yaptığı toplantıda Meclis basın toplantı salonunun milletvekilleri dışında halka kapalı olacak. BDP Grup Başkan Vekilli İdris Baluken, söz konusu uygulamayla Meclisin halka kapatılacağını belirterek, uygulamaya karşı olduklarını söyledi. CHP’li Engin Altay ise, Meclis güvenliğini öne sürerek, yasağı savundu.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek önceki gün TBMM İdare Amiri Salim Uslu, AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, CHP Sinop Milletvekili Engin Altay, MHP Grup Başkan Vekili Mehmet Şandır ve BDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken’le “güvenlik zirvesi” toplantısı gerçekleştirdi.

YASAĞI SAVUNDU

CHP adına toplantıya katılan Sinop Milletvekili Engin Altay, gazetemize konuştu. Meclis toplantı salonu Milletvekilleri dışında kimsenin alınmaması dışında maddelerin daha önce yürürlükte olan maddeler olduğunu hatırlatan Altay, yürürlükte olan maddelerin ihlal edildiğini dile getirdi. Altay, bunun toplantı da Meclis Başkanı tarafından bir kez daha hatırlatıldığını belirtti. Altay, Meclis toplantı salonunun milletvekillerinin dışında kimsenin alınmaması yönündeki kesin kararının partilerin değerlendirmesinden sonra yapılacak toplantı da tekrar konuşulacağını ifade etti. Altay, Meclis güvenliği için söz konusu uygulamanın doğru olduğunu savundu.

ÜÇ PARTİ ANLAŞTI

Konuyla ilgili Hayat Televizyonu 13.00 Haber bültenine telefonla bağlanan BDP Grup Başkan Vekili ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken, AKP, CHP ve MHP’nin Meclis Başkanı ile aynı konuda anlaştıklarını söyledi. Sesini medyaya duyurmayan toplumun değişik kesimlerinin, kitle örgütlerinin basın toplantı salonunun milletvekilleriyle birlikte kullandıkları bir platform olduğuna dikkat çeken Baluken, söz konusu yasağın ise Meclis ve milletvekilli güvenliği iddiasıyla ortaya atılmasına da anlayamadıklarını ifade etti. Neden böyle yapıldığını da bilmediklerini anlatan Baluken, “Halka kapalı olan bir Mecliste bürokratik işleyişi ele alırsanız halkın Meclisi olma vasfından çıkar” dedi. Baluken, toplantı öncesinde üç partinin ve Meclis Başkanının yasak üzerinde anlaştıklarını söyledi. Yasağın doğru olmadığını toplantı da dile getirdiklerini belirten Baluken, parti olarak söz konusu yasağı devre dışı bırakacak uygulamalar da yapacaklarını söyledi. Toplantı sonunun da söz konusu yasağın partilerin gruplarında görüşülmesinden sonra tekrar gündeme getirilmesinin kararlaştırıldığını hatırlatan Baluken, kamuoyu baskısıyla diğer partilerin geri adım atmalarını umduklarını söyledi.

LEVENT TÜZEL: KABUL ETMEYECEĞİZ

İSTANBUL Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel, söz konusu yasakla ilgili Twitter hesabından “TMBB halkın dertlerini taleplerini özgürce ifade ettiği bir yer olmalıdır. Yurttaşların yasaklandığı yerde güvenlikten söz edilemez. Meclis güvenliği diyerek yurttaşlara basın toplantılarını kapatmak halkın sesini kısmanın hesabıdır, kabul etmeyeceğiz” dedi.

BUNLARDAN RAHATSIZLAR

TBMM’de milletvekillerinin hak arayan işçi, öğretmen, öğrenci, kayıp yakınları, sendikacı ve oda temsilcileriyle yaptığı açıklamalar bundan sonra yapılamayacak. Peki bugüne kadar mecliste milletvekillerinin halkla yaptıkları açıklamalar nelerdi, bir bakalım.
- Asgari ücretin insanca yaşanacak bir düzeye yükseltilmesi için Türkiye’nin dört bir yanında imza toplayan işçiler taleplerini Mecliste açıklamıştı
- İşten atılan Hey Tekstil işçileri, Meclis tarafından ödüllendirilen patronlarının haksız uygulamalarını ve emeklerinin gasbedilmesini Mecliste dile getirmişti
- Türkiye cezaevlerinde haksız yere en uzun süre yatma unvanına sahip Tahir Canan’ın çocukları, eşi ve torunları Canan için adalet taleplerini bir de Mecliste açıklamıştı
- Yaşam savunucuları, çevreye ve doğaya zarar veren HES’lere ve suyun ticarileştirmesine karşı vekilleri bir kez de Mecliste uyarmıştı.
- Bir gece yarısı operasyonuyla evlerinden alınan ve tutuklanan yüzlerce öğrencinin aileleri ve arkadaşları.
- Ankara’nın göbeğinde, Çalışma Bakanlığının yanı başında anayasal haklarını kullanarak Deri-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan Togo işçileri.
- Sendikalı oldukları için işten atılan Tuzla Kampana ve İzmir Savranoğlu işçileri.
- Çocukları polis kurşunuyla öldürülen aileler.
- Askerde ‘intihar etti’ iddiasıyla çocuklarının cenazelerini alan aileler.

GÜVENLİK MADDELERİ

- TBMM’de yapılan basın toplantılarına milletvekilleri dışında kimsenin katılmayacak.
- Milletvekili araçlarıyla gelen ziyaretçiler güvenlik kontrolünden geçecek.
- Ziyaretçi yasağına uyulacak.
- Giriş yasağı olanlar içeriye alınmayacak.
- Araç girişlerindeki kontrollere yardımcı olunacak.
- Mecliste yaka kartları takılacak.
- Sabah 10.00’dan önce ziyaretçi alınmayacak.
- Kulislere ziyaretçi alınmayacak. (İstanbul\EVRENSEL)

Donnerstag, 7. März 2013



  

  • Uludere raporu hükümeti ve askeri aklıyor
  • ULUDERE ALT KOMİSYONU RAPORU TAMAMLANDI
  •   Sultan Özer
  • Meclis İnsan Hakları
  •  Komisyonu’nda oluşturulan Uludere Alt Komisyonu raporunu tamamladı. AKP’lilerin oyları ile kabul edilen rapora muhalefetin tepkisi “Bu bir yüz karası, siz bu raporun altında kalırsınız” şeklinde oldu.
    Meclis Uludere Alt Komisyonu’nun tartışma yaratan raporu bugün komisyon üyelerine okundu. Komisyon teamüllere ve komisyon uygulamalarına aykırı olarak basına ve komisyon üyesi milletvekillerine kapatıldı. Kapatmaya CHP, BDP ve MHP’li üyelerin itirazlarına rağmen, AKP’lilerin oyları ile karar verildi. Komisyon başında üyelere dağıtılan taslak metin, komisyon başkanının “gizlilik” uyarısı ile sonradan yeniden toplandı.
    KÜRKÇÜ: USULE AYKIRI
    Komisyon raporunu gazetemize değerlendiren BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü,  komisyonun, çalışma usul ve teamüllere aykırı olarak kapalı toplandığını söyledi. Raporda ölümlerin, sınırötesi operasyon yetkisi kullanımından kaynaklandığının belirtildiğini ama bu yetkiyi hükümetin mi genelkurmayın mı kullandığına ilişkin bir ifade olmadığını kaydeden Kürkçü, bu konuya parmak basılmamasını eleştirdi. Katliamın sivil-asker koordinasyonsuzluğuna bağlandığını belirten Kürkçü, İHA görüntülerinin yanlış değerlendirildiği ifadelerini de eleştirdi. “Bir iki gerilla öldürecekleri ihtirası ile hareket edildiğini” belirten Kürkçü, raporda birtakım tavsiyelerin de yer aldığını söyledi.
    İnsanlığa karşı işlenmiş bu suça ilişkin raporda bir özür belirtisi de olmadığını kaydeden Kürkçü, yaşam ve güvenlik haklarının ihlal edilmesine rağmen raporda bu doğrultuda bir ifade, tespitin yer almadığını da söyledi. Kürkçü, rapora ilişkin karşı oyunu Salı günü komisyona ileteceğini de dile getirdi.
    Üst komisyonda daha sonra görüşülecek olan komisyon raporunu eleştiren CHP Ankara Milletvekili Levent Gök de raporu bir “yüz karası” olarak değerlendirdi. Gök AKP’li vekillere “siz bu raporun altında kalırsınız” diye seslendi.
    Edinilen bilgilere göre raporda hükümete ya da Genelkurmay’a yönelik hiçbir eleştiri ya da sorumluluk yüklenmiyor. Ölümlerde “kasıt” olmadığı vurgulanan rapora göre, komutanlar ile valilik arasındaki koordinasyonsuzluk neden olarak gösteriliyor.
    14 sayfası değerlendirme, 3 sayfası ifadelere ayrılan toplam 76 sayfalık rapora CHP ve BDP’li milletvekillerinden yoğun eleştiri geldi. Rapor okunarak AKP’lilerin oyları ile kabul edildi.

    MASUM GÜVENLİK OPERASYONUYMUŞ!
    Uludere Katliamı’nın ardından Mecliste kurulan Uludere İnceleme Alt Komisyonu Başkanı İhsan Şener 28 Şubatta, Uludere'nin Roboskî köyünde yapılanın masum güvenlik operasyonu da olabileceğini belirtirken, raporda emri kimin verdiğine ilişkin bilginin olmayacağını söylemişti.
    Şener, taslak metne ilişkin bazı detayları vererek, “Bu, masumane bir güvenlik operasyonu ya da bir yanlışlık olmuş olabilir, bunu bilemeyiz. Ülke güvenliği söz konusudur ve sınır ötesinden sınıra kadar gelmiş bir yapıya, müteyakkız durumdaki güvenlik güçlerinin bu tür bir operasyon yapması olağan karşılanabilir” demişti. (Ankara/EVRENSEL)
  •  'Kürtçe Basit Bir Dildir' Açıklamasına SertTepki  


    Türkiye Çevirmenler Derneği (TÜÇED) Asbaşkanı Serhat Kunar, 'ana dilde savunma' kapsamındaki yasal düzenlemeyle ilgili yaptığı değerlendirmede, Kürtçe'nin hukuk için yeterli bir akademik düzeyi kapsamadığını iddia ederek, "Kelime dağarcığı olmayan basit ve günlük terimleri kapsayan bir dil" ifadelerini kullandı.
    Kunar’ın, Kürtçe'nin 4 bin kelimeden oluştuğunu iddia ettiği konuşmasına İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Zana Farqini sert yanıt verdi. ANF’ye konuşan Farqini, "Türkiye Çevirmenler Derneği'nin Asbaşkanı kendinden menkul bir değerlendirme yapmış. Zaten beyanlarına baktığımızda Kürtçe konusunda hiçbir bilgiye sahip olmadığını anlıyoruz. Bir cehalet örneği sergilemiştir" dedi.
    Türkiye Çevirmenler Derneği'nden Kunar'ın açıklamalarının, önceleri Kürtçe'nin var olmadığını iddia eden yaklaşımla örtüştüğüne dikkat çeken Farqini söz konusu değerlendirme için "tamamen mesnetsiz, bilimsellikten uzak" yorumunu yaptı:
    '166 BİN MADDELİK SÖZLÜK HAZIRLADIK'
    Hazırladığım üç sözlük var. 2000 yılında hazırladığım Türkçe-Kürtçe sözlük 60 bin maddeden oluşuyor. Yine 2004 yılında 166 bin maddelik Kürtçe-Türkçe sözlük yayınladık. Ayrıca, Irak Kürdistan Bölgesi'nde ilkokuldan üniversiteye değin ana dilde eğitim yapılıyor; hem idari, hem de hukuki terimlerin kullanıldığı literatür söz konusu. Neden o bölgede bir sıkıntı yok? Sıkıntı yasaklarla ilgili. Türkiye'de yasak olmasına rağmen pek çok çalışma artık Kürtçe yürütülüyor, sempozyumlar yapılıyor. Yurtdışında Kürtçe üzerine hem Kürtler hem de farklı uluslardan kişiler çalışmalar yapıyor. Bunlar Kürtçe'nin geldiği düzeyi gösteriyor.
    Farqini, sorunun temelindeki asimilasyon politikalarına işaret ederek "Yüz yıldan fazladır, cumhuriyetten beri asimilasyon politikaları, ret ve inkar politikaları sürüyor. Başbakan Erdoğan bile bunu kabul ediyor. Bu koşullarda yaşayan, hiç eğitim görmemiş ve Türkçe eğitim almış insanların zaten hem Kurmanci hem de Zazaki'ye hakim olmaları mümkün mü? Önemli olan dil üzerindeki baskının, yasağın kaldırılması için fikir üretmek." dedi.
    Farqînî, mahkemelerdeki tercümanlara ilişkin ise eğitimden geçmeleri, alt yapılarının olması gerektiğini belirtti.

    Akçadağ Kömbesi

      12:00 02 Haziran 2021 Haber Kaynağı Akçadağ Kömbesi coğrafi işaretle tescillendi Malatya'nın Akçadağ ilçesinde lezzeti ve tadıyla yöre...